iyi günler, nasılsınız, bir sanata dönüştü mü sizin de travmalarınız ?

iyi günler, nasılsınız, bir sanata dönüştü mü sizin de travmalarınız ?

14 Kasım 2016 Pazartesi

İnsan sevdiğine yarasını verir mi ?

İnsanın kalbini `acıtan`, adeta damarlarına işleyen bir `soru` cümlesi. ne zaman duysam, `garip` bir şekilde babam ve oğlum filminde geçen " `insan büyüyünce hayalleri küçülür mü` " serzenişini getirir aklıma. kimbilir, belkide bununla aynı `duygusal`lıkta, aynı içtenlikte bir `cümle` olduğu için böylesine bir duygusal çağrışım yakalıyorum. `vizontele` filminde duyduğumuz ilk anda tüylerimizi `diken` diken etmişti bu `sözcük`. ilk anda biraz uçuk gelse de gayet içten, `manidar` bir hareketti o gencin sevgilisine `yara`sını hediye etmesi. o an belkide bir çoğumuz bunca yıldır `sevdiğimiz`, değer verdiğimiz insanlara verdiğimiz armağanların ne kadar `yapmacık` ve sıradan olduğunu fark ettik. doğru ya, `hediye` denilen şey ısmarlanmış, sadece `göz` boyuyan, alengirli bir `eşya` olmamalıydı. ona `anlam` katan, iç titreten, armağan edilen kişinin baktıkça içinin `cız` edeceği bir hatıralar, yaşanmışlıklardı. tıpkı `ölü` şairlerin yitip giden `imge`lerinde soluk alıp veren `hüzün`ler gibi..

`sevgi` yaşanmışlık, karşılıklı paylaşımdır. bir `aşk`, kanayan bir yarayı beraberce, tüm iç burkucu `hissiyat`larıyla büyütmekti. bu yaşanmışlığın içerisinde `mutluluk` olduğu kadar acı da, hüzün de vardı. kaldı ki hep `gülümseten` tatlı detaylar mı hatırlanırdı ? işte o gençte `asker`e giderken sevgilisiyle ilk buluştuğu günün tatlı `anı`sı olarak düşüp `kanayan` dizinin kabuk bağlayan `yara`sını vermişti. o ilk günün kanayan acısı `sevgili`siyle beraber kabuk bağlamış, yaşanmışlıklarla beraber bir kenarda öylece anılmak için `sakl`ı kalmıştı. genç uzaktayken sevgilisi o yaraya bakarak içlenecek, bütün `mutsuz`luğunu o ilk günün acı ve tatlı `hatıra`larının arasına saklayacaktı. o `genç`, sevgilisine yarasını verirken, " `kim` istemez mutlu olmayı ama `mutsuz`luğa da var mısın " `:cemal süreya` demek istemişti belkide. `soru`nun cevabı belliydi aslında ama ilk anda böylesi `iç burkan` detaya şahit olmak `sevgili`yi ürpetmişti. sonra `dudak`larından insanın içine içine işleyen `o` sözcükler çıkıverdi;

`titrek` bir sesle..

`insan` sevdiğine `yara`sını verir mi ? verir tabi ya. mutluluğun, `heyecan`ın, umudun yanında `yara`sını da verir elbet. aşk sadece `mutluluk` değil, beraberinde bir çok acıya `göğüs` germek demektir. o yaranın içerisine sinmiş acıyı beraberce büyütüp, `yaşanmışlık`lar arasında tekrar filizlendirsin diye verir. zamanla o `yara` izleri hayata karışır, hüzünlü `hatıra`ları kanatır; ama geriye `saklı` kalan yaşanmışlıkların `kabuk`ları kalır; baktıkça o `acı`lara tutunulup, sevgilerinin kıymeti bilinsin diye. aşk, acıyla `beslenip` büyüyor, aşklar da `acı`laşıyor gitgide..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

biraz müzik lütfen