iyi günler, nasılsınız, bir sanata dönüştü mü sizin de travmalarınız ?

iyi günler, nasılsınız, bir sanata dönüştü mü sizin de travmalarınız ?

21 Aralık 2010 Salı

küçük kara kutu ve arkası yarın hikayeleri

ne talihsizliktir ki, teknolojinin bayaca geliştiği bu zamanlarda yerini daha janjanlı aletlerin almasından mutevellit papucu dama atılan eski dosttur. özellikle 80lerin sonu 90larin başında cocuk ve genç olanlarin başucu eseriyken, şimdilerde radyo, önemsiz bir ırdavat gibi kenara atılmış halde mahsunca bekliyor. oysa bir zamanların küçük, sevimli, müzik heykelleri değil miydi onlar ? yatağımızın hemen yanıbaşında, geceler boyu uyku nöbetlerimizi bizle birlikte eşlik etmemişler miydi ? ilk sevdiğimiz şarkıları onlarla dinlemiş, sevdiklerimize olan mahçup aşklarımızı ilk onların sayesinde dokundurma fırsatı bulmamış mıydık ? radyo'nun şimdilerin mp3, cd playerlarınden daha çok albenisi ve heyecanı vardı bizler için. sevdiğimiz şarkı ve ya sanatçıları bu kadar çok tüketip, ucuza düşürmüyorduk hiç değilse. her melodinin ve her satırın ayrı bir önemi vardı bizler için. çünkü kaçıp gidiyordu zamanla beraber melodiler. her istediğimiz zaman karşımıza çıkmıyordu sevdiğimiz şarkılar. belki istediğimiz zamanlarda başka fmlerde gezinebiliyorduk ama müziğin işleyişi bizim elimizde değildi ya, işte işin bütün heyecanı buradaydı.

günlerce yatağımızın başında sevdiğimiz şarkıları beklerken uyuyakalırdık. bazen arkası yarınları dinlerken ertesi gün ki olacaklar için türlü hayaller üretirdik. acıtan bitap düştüğümüz anlarda ya da sevinç dolu saatlerimizde bu kara kutuyla haşır neşir olurken yanıbaşımızda bizimle uyuyan bir sevgili gibiydiler.. kolay taşınabilirliği olsun , maliyeti olsun hiç bir zararıda yoktu üstelik. bu manada hızlı bir şekilde yaygınlaşıp, acayip halde sevilen bir alet olmuştu. evde, işyerinde, arkadaşta, seyahatte bizimle birlikteydiler. hani ne zaman televizyon icat edildi, tüm mertliği bozuldu bu dostumuzun. bir anda tüm heyecanını yitirdi, yitittirildi ya da.. mp3 denilen sevimsiz şeyler çıktı bir anda. internetin kolay lokmacılığı da işin içine eklenince her şey değişti tabi. istediğin şarkıya, cüzzi bir fiyatla ulaşır olmuştu insanlar. tıkla indir pozisyonu ile hemen sahip oluyordun en kral şarkıcıya. bu da ister istemez sanatı ve sanatçıyı piyasaya düşürdü hiç süphesiz. albümler satmaz oldu, internetten hortlayan yapmacık şarkıcılar türedi. oysa, ayda yılda bir halde, bir haftalık sigara parasından ucuz olan albümler satın almak ne kadar batıyordu anlaşılır gibi değil doğrusu.

sonrasında üzerine ipod denilen çok amaçlı müzik şeysi çıkınca radyo' nun adı tarihe karıştı. güzel olan iyiye yönlenince çarklar tümden değişti tabi. şimdi düşünüyorum da her ne kadar müzik cebe bu kadar kolay ve ucuz bir şekilde düşmesine rağmen hala eksik olan bir şeyler var. şarkıların eski heyecanı kalmamış. kaset, ipod, mp3 gibi aşırı teknolojik şeyler daha sevimsiz geliyor. radyo kadar sıcak değiller bana, hiç biri o heyecanı vermiyor. en çok üzüldüğümde ise, hala bazı yayın organlarınca radyo kültürü devam ettirilmeye çalışılıyor, ya da büsbütün yozlaşıyor yeni tarifelerle. mp3 ve televizyon gölünde bir damla su gibi öylece kalıyor zavallı radyocuğumuz. kim ne derse desin, ne kadar çağdışı olarak algılansa da ben hala yatağımın başında o karakutuyla uyumak istiyorum. günlerce beklemek istiyorum sevdiğim şarkıları. yanar dönerli ipod şeysileri sizin olsun, verin bana küçük kara kutumu..


5 Aralık 2010 Pazar

onun mutluluğu için ondan vazgeçecek kadar sevmek

aşkın bencilliğinden kendinizi kurtarıp, kendi mutluluğunuzu unutup, karşı cins adına yüreğinizden bir şeyler koparmak, hüzünleri karşılamaktır. daimi hüzünleri. sevmek gitmektir bazen, bilirsiniz. öyle anlar gelir ki, yaşanan şeylerden sonra ilişkinin geleceğini görürsünüz. parçalanmışsınızdır, eksik kalmışsınızdır, tam karşıya geçecekken elinizden biri bırakmıştır. sen onla bütün aşklarını temize çekerken, gün gelip onun bunu hissettiği anda terk edilmişsinizdir. onun yanında bir saniye bile kalmanın dünyanın en güzel duygusu olduğunu bildiğiniz halde, onun sizinle mutlu olmadığını anladığınız anda, yapabileceğiniz tek şey kalır; gitmek.. "eh bilirsin, aşk onurlu olmalıdır."

onun mutluluğu için kendi mutsuzluğunuza gömülürsünüz. içten içe " istersen hiç başlamasın, bu hikaye yarım kalsın" satırları yüreciğinize işlerken bir sonun başlangıcına hazırlanır, kalabalık yalnızlığınıza merhaba dersiniz. vazçeçmek hiç bu kadar acı olmamıştır. düşünün be; neyden, neden, niçin vazgeçiyorsun ? ondan, mutlu olması için vazgeçiyorsun. trajikomik be. ve neden sonra vazgeçersin. sonra ne olur, mutlu mu ? korkmayın be, o yalnızlığını dağıtması için birine daha tutunur, mutsuzluk hayvanı yine yapışıp durur. şte o zaman der mi bilinmez, benim mutluluğum için mutsuzluğa merhaba diyen birileri vardı diye.. aslında onun mutluluğu adına vazgeçilmez. çünkü senden sonra onun kalbinin nereye çarpacağı bilinmez de ondan. ama senin bu ilişkide daha fazla acı çekmeyip onu unutman, karşıdaki kişinin de sizinle olmaya zorlanmasından kurtarmak adına yapabilecek en doğru iş vazgeçmektir. derken o'ndan vazgeçilir, sevgiden değil. o dediğiniz şey belki de dünyanız olsa bile..

" insan sevdiğini bırakmaz, sevmek bırakır insanı "  (selimcim / sözys )




biraz müzik lütfen