16 Ekim 2014 Perşembe

hep yedekte, elde var sevgili

Kimi sevsem,
onun hep uzakta bir sevdiği vardı,
unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi…

Kimi derinden sevsem,
o bir başkasını derinden hatırlardı.

Öylesine çok sevdim ki onları,
başkalarına duydukları sevgileri anlatmalarını
sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim.

Beni yitirmekten hiç korkmadılar;
çünkü onlara göre fazla iyiydim;
bu yüzden ilk anda vazgeçilebilirdi benden.

Beni terk edenlerden tek bir dileğim olurdu.
“"Ne olur, bir daha beni aramayın!
Çünkü ben kolay unutamıyorum.
Çünkü ben size duyduğum o akıl dışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum. Çocukluğumun o güzel bahçesini”"

böyle derdim onlara ama yine de ararlardı beni…

Soluksuz ve umutsuz kaldığı bir gecede mutlaka akıllarına ben gelirdim…

O, yedek sevgili!…

kimisinin boşluğunu doldurmaya, kimisinin acılarını savuşturana kadar onlara tutunaç olmaya yarayan kadrosuz sevgili. aslında hiçbir aşkın kadroluluğu yoktur; fakat yedek sevgili grubuna mensup olanların bir gün mutlaka aşkın en uzağına düşeceği yaşanan ilişkilerle ispatlanmış, onların parçalanmışlıkları ve gözyaşları, eksik çırpınışlar olarak kayıtlara geçmiştir. onlar ki;

en zor ve soluksuz kalınan anlarda kapıları çalınanlardır. sonra tekrar toparlanılıp kalınan yerden devam edene kadar terk edilmezler. her zaman pusuda joker olarak, iyi huylu sözlerle bekletilip, en zor dönemlerde çekmecelerden çıkartılırlar. dedim ya, onların yapacağı en hayırlı şey, aşk uçurumundan sürekli bir düşüş hali yaşayan baştan hatalara geçici tutunacak dal olmalarıdır.

işin trajik yanı, çıkarsızca seven bu bünyelerin yedek sevgililiklerinin farkına varmadan sürekli aynı bile bile ladesliği yapmalarıdır. kalpleri yanacaklarını söylese de onlara, eksik düşeceklerini bildikleri halde kalbinin şartellerini indiremezler. üstelik vurgun yedikleri platonik aşkları tarafından her zaman kendi kaderlerine bırakılmazlar. çünkü onlara birgün mutlaka ihtiyaç duyulacaktır ve yedek sevgili omuzunda ağlanılıp, desteklerine esirgemeyecek en iyi huylu bir sevgili modelidir. gözyaşlarını siler, sizi her halinizle kabullenip sevmeyi bilirler. her türlü hata onlar için affedilir olup, hafif sevgi ve şefkat duyduklarını hissettikleri halde bütün parçalanmışlıklarını unuturlar.

çünkü gözlerine perdeler inmiştir. karşıdaki sahte okeyin yapmacık sevgilerini göremezler. her zaman kendinden bir şeyler verip hiçbir şey almadan ilişkiye devam ederken, saçmasapan bir sebep yüzünden yarım bırakılıp terk edilen olurlar. fakat kalpleri kırılmadan, arkadaşca, iy huylu bir terk ediliştir bu. karşı cinsin ya eski kalp ağrısı sızlamış ya da uzaklardaki eski sevgilisi hayatına dönüş yapmıştır. oysa bahsi edilen eski sevgili, sana yapılan duygu hırsızlığını yedek sevgilinin sahibine yapıyordur. işte bu zincirleme yanlışlıklar tamlamasında sonsuza giden yedek sevgili olurken, sonsuza gönderen, her kenara çektiği durakta gözyaşlarını sığınır ve bu tamlamanın en karlı çıkan öznesi, yedek sevgiliyi molaya gönderen üçüncü kişidir.

sürekli yarım bırakıldığı aşkları tarafından olmadık hikayelerde dublör olarak kullanılırlar. sevgilinin başkalarına duydukları aşkı dinlerken bile ne kadar içlerine gömülseler de kaybetme korkusuyla hep içlerine gömeler bu acıyı. oysa onların kalbinde hiç yitirme korkusu olmadığı için çekinmeden bu muhabbetlere girerken, yedek sevgilinin iyi huyluluğuna iltifatlar yağdırırlar. geride bıraktıkları kirlenmiş aşk geçmişleriyle yedek sevgilinin kapısını arşınlarken, her zama tertemiz bir sevgiyle karşılanırlar. bunu anladıkları anda da terk eden olurlar. çünkü onlara göre içinden doğruca sevip fazla iyi olmak bir terk etme sebebidir. bu yükü fazla taşıyamaz, yedek sevgilinin aşkından korkarlar.

neden sonra aşktan soluksuz kaldıkları bir akşamda tekrar akıllarına yedek sevgili gelir. kırık bir basamakta, kurtarılmak üzere çaresizce o boşluk doldurucuya ihtiyaç duyulmuştur. fakat artık çok geçtir. yıllar önce uçuruma itilen o parçalanmış insan, acı merdiveninden kendine çıkmış, yedek sevgili jubile yapmıştır. işte bu hikayedeki kahramanlardan biri yanlış hayatıyla eksik kalmaya mahkum edilirken, diğeri kalbindeki kurşunları zamanın hançeriyle çıkartıp yeni vurgunluklara doğru gün batımına doğru ilerler. ve ne acıdır ki, hepimiz birinin yedek sevgilisi olmuşuzdur hayatımızın bir döneminde..

"sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın; 
oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın. " * *

 kimse kimsenin her şeyi olamazmış" gerçeğini midene kroşelerle yemek, di-li geçmişten kalanlarla hayata tutunmaya çalışmak daha acı.. Dipte, en dipte olduğunu hissediyor insan.


21 Haziran 2014 Cumartesi

Kim seni kendinden daha fazla kandırdı ?

dünyadaki en zor şeylerden biri de nedir biliyor musunuz ?

" inanmak istemediğin acımasız gerçekleri kabullenmek.."

insan en çok ne zaman kendini hoyratça kandırır bilir misiniz ?  " birisini severken.."

peki sonunda kaçmaktan yorulup, göğsüne saplanan en acı gerçek ?
"sevilmediğini kabullenmek.."

" Kim seni  kendinden daha fazla kandırdı ? "

insan aşık olunca gözlerine kara bir perde iner. o perde gerçekleri görmesine izin vermez aşık kişinin. yalnız onun simsiyah göz bebeklerinin arkasında masmavi bir ümit ışığı vardır. her zaman sevileceğini günü bekleyerek yaşar. hiç gelmeyeceğini, hiç sevmeyeceğini içten içe bilse de, bile bile ladeslik oynar bir bakıma. çünkü sevilmediğini kabullenmek zordur, böyle bir ihtimal hiçbir zaman düşünülmek istenmez. her zaman bilinçaltının karanlık sularında saklanır. fakat nereye kadardır bu saklayış ? bir gün mutlaka onun elleri bu kirli gerçekleri gelip çıkartacak, sen de sevgin ve bekleyişinle yüzleşeceksindir. bu dramatik son kaçınılmazdır.

sen binlerce kilometre gelmiş, ateşlere yanmış, güneşsiz sabahlar geçirmişsindir. yanında heyecanlanır, ellerin titret. onun yanındayken yaşadığın bu müthiş heyecan, karşı tarafta görülmeyecek kadar küçük yaşanır. lakin birgün olur, değer görülmediğini, heyecan duyulmadığını, anlam görülmediğini anlarsın. ta ki onu bir başkasıyla görene dek, bir başkası ile senin ona duyduğun heyecanı paylaştığına şahit olana dek. ancak o zamana kadar kendini kandırır, bu masum polyannacılık oyununu sürdürürsün. 

sonra başka bir yolun olmadığını anlar yüreciğin. tek çare sevgini önce beyninde sonra kalbinde öldürmektir. zordur be, çok zordur. üstelik başarınca kazanacak bir şeyin de olmaz, ya kaybememek ya da yitip gitmemek için savaşırsın. bir an kendine acıdığını, görünmeyecek kadar küçücük olduğunu hissedersin. hüzünlü sözcüklere sığınırsın akabinde. alkollerle beynini öldürüp, yaşama dair belirtilerin kaybolmasını istersin. böylece kendini biraz olsun oyalarsın. işin en kötü tarafı da " ya hiç sevilmediysem " sorusunun cevabını bulamamaktır. öyle ki aslında hiç sevilmemek, bir zamandan sonra sevilmemekten daha acı vericidir. sonra sorular beyninde çoğaldıkça çoğalır.

" sevilmediğini kabullenmek " zor ama insanı adam eden bir gerçektir. en azından kendini sevildiğine kabul ettirip, tükettiğin ömrün ve sevgine bir son vermiş, eksiden sıfıra çıkmak için ilk adımı atmışsındır. kendini kandırıp oyalamaktan iyidir. "sen elmayı seviyorsun diye, elmanın da seni sevmesi şart mı.." diyor nazım hikmet, ne anlatmak istiyor artık o da sizin avuntunuz olsun.

ayrıca, sen bir aşkı tüm çağlarından gelerek yaşamışsın. içmişsin, acımışsın, şarkılar söylemişsin diyor nazım hikmet sevip sevilmeyenler için. ve son olarak ekliyor;

hayatı ıskalama lüksün yok senin. onun varsa, bırak bu lüksü sonuna kadar kullansın..


biraz müzik lütfen