iyi günler, nasılsınız, bir sanata dönüştü mü sizin de travmalarınız ?

iyi günler, nasılsınız, bir sanata dönüştü mü sizin de travmalarınız ?

21 Haziran 2014 Cumartesi

Kim seni kendinden daha fazla kandırdı ?

dünyadaki en zor şeylerden biri de nedir biliyor musunuz ?

" inanmak istemediğin acımasız gerçekleri kabullenmek.."

insan en çok ne zaman kendini hoyratça kandırır bilir misiniz ?  " birisini severken.."

peki sonunda kaçmaktan yorulup, göğsüne saplanan en acı gerçek ?
"sevilmediğini kabullenmek.."

" Kim seni  kendinden daha fazla kandırdı ? "

insan aşık olunca gözlerine kara bir perde iner. o perde gerçekleri görmesine izin vermez aşık kişinin. yalnız onun simsiyah göz bebeklerinin arkasında masmavi bir ümit ışığı vardır. her zaman sevileceğini günü bekleyerek yaşar. hiç gelmeyeceğini, hiç sevmeyeceğini içten içe bilse de, bile bile ladeslik oynar bir bakıma. çünkü sevilmediğini kabullenmek zordur, böyle bir ihtimal hiçbir zaman düşünülmek istenmez. her zaman bilinçaltının karanlık sularında saklanır. fakat nereye kadardır bu saklayış ? bir gün mutlaka onun elleri bu kirli gerçekleri gelip çıkartacak, sen de sevgin ve bekleyişinle yüzleşeceksindir. bu dramatik son kaçınılmazdır.

sen binlerce kilometre gelmiş, ateşlere yanmış, güneşsiz sabahlar geçirmişsindir. yanında heyecanlanır, ellerin titret. onun yanındayken yaşadığın bu müthiş heyecan, karşı tarafta görülmeyecek kadar küçük yaşanır. lakin birgün olur, değer görülmediğini, heyecan duyulmadığını, anlam görülmediğini anlarsın. ta ki onu bir başkasıyla görene dek, bir başkası ile senin ona duyduğun heyecanı paylaştığına şahit olana dek. ancak o zamana kadar kendini kandırır, bu masum polyannacılık oyununu sürdürürsün. 

sonra başka bir yolun olmadığını anlar yüreciğin. tek çare sevgini önce beyninde sonra kalbinde öldürmektir. zordur be, çok zordur. üstelik başarınca kazanacak bir şeyin de olmaz, ya kaybememek ya da yitip gitmemek için savaşırsın. bir an kendine acıdığını, görünmeyecek kadar küçücük olduğunu hissedersin. hüzünlü sözcüklere sığınırsın akabinde. alkollerle beynini öldürüp, yaşama dair belirtilerin kaybolmasını istersin. böylece kendini biraz olsun oyalarsın. işin en kötü tarafı da " ya hiç sevilmediysem " sorusunun cevabını bulamamaktır. öyle ki aslında hiç sevilmemek, bir zamandan sonra sevilmemekten daha acı vericidir. sonra sorular beyninde çoğaldıkça çoğalır.

" sevilmediğini kabullenmek " zor ama insanı adam eden bir gerçektir. en azından kendini sevildiğine kabul ettirip, tükettiğin ömrün ve sevgine bir son vermiş, eksiden sıfıra çıkmak için ilk adımı atmışsındır. kendini kandırıp oyalamaktan iyidir. "sen elmayı seviyorsun diye, elmanın da seni sevmesi şart mı.." diyor nazım hikmet, ne anlatmak istiyor artık o da sizin avuntunuz olsun.

ayrıca, sen bir aşkı tüm çağlarından gelerek yaşamışsın. içmişsin, acımışsın, şarkılar söylemişsin diyor nazım hikmet sevip sevilmeyenler için. ve son olarak ekliyor;

hayatı ıskalama lüksün yok senin. onun varsa, bırak bu lüksü sonuna kadar kullansın..


biraz müzik lütfen